<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749</id><updated>2011-10-06T03:57:22.045-07:00</updated><category term='atonal'/><category term='Arnold Schöenberg'/><category term='müzik'/><title type='text'>BLİMP'LİZA</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>15</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-2389412221229681022</id><published>2011-08-09T16:17:00.001-07:00</published><updated>2011-08-09T16:17:41.261-07:00</updated><title type='text'>Tragedyalar V / Edip Cansever</title><content type='html'>&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;.................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Elini verir misin, elini?&lt;br /&gt;Benim anladığımca sen&lt;br /&gt;Bir başına yüceltmek istiyorsun kendini&lt;br /&gt;Bu böyle olunca da, o zaman&lt;br /&gt;Şaşırma bir gün mutluluk yerine&lt;br /&gt;Daha hiç denenmemiş bir acıyla karşılaşırsan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Bir acıyla.. daha hiç denenmemiş!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Bak işte, en soylu isteklerle odama geliyorsun&lt;br /&gt;Ve düşün, insanlığının en alımlı katında&lt;br /&gt;Her şey bu kadar doğal, her şey bu kadar güzelken&lt;br /&gt;Sorarım, neden böyle yabancı kalıyorum sana?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Bilemem ki Stepan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Bak Lusin, çünkü ben sevmiyorum kadınları&lt;br /&gt;Bu tuhaf alışkanlığı, bu gereksiz yakınlığı&lt;br /&gt;Sense bencillik diyeceksin buna. Ya da&lt;br /&gt;Bir zevk düşkünlüğü diyeceksin. Oysa hiçbiri değil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Peki, ya nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Olsa olsa bunca çıkmazı&lt;br /&gt;Sürdürmek benimkisi bir zevk biçiminde boyuna&lt;br /&gt;Ve yaratmak yeniden bütün iğrendiklerimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Kaçınılmaz bir yalnızlık seninkisi. Ayrıca&lt;br /&gt;Katı, ilgisiz, iğreti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Ve diyebilirsin ki Lusin, soyu kalmamış hayvanlar gibi&lt;br /&gt;Öyle bir buz çağını yaşıyorum da&lt;br /&gt;İçkiyle aşıyorum, içkiyle çözüyorum bu cehennemi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey istemeden gerçekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Belki de bir bilinci yoğunlaştırıyorum böylece&lt;br /&gt;Doğarak acılarıma her an yeniden&lt;br /&gt;Ve kendini kanatan bir bıçak gibi işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Anlıyorum Stepan, ne var ki, ben de&lt;br /&gt;Çıkmalı diyorum bu boğuntudan&lt;br /&gt;Bu yanlış orospuluktan, bilmiyorum&lt;br /&gt;Bana yardım edebilir misin? Daha doğrusu&lt;br /&gt;Bir yol gösteren değil, bir uğrak&lt;br /&gt;Olabilir misin bana?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Sadece bir anlaşma! Ne çıkar anlaşsak da biz&lt;br /&gt;Ve bütün anlaşmaların dünyada&lt;br /&gt;Sanırım bir anlamı var: yok gibiyiz hepimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Öyleyse yalnız da değilsin sen. Ayrıca&lt;br /&gt;Tutsaksın yalnızlığına Stepan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Bunu yadsımıyorum ki Lusin. Yadsımıyorum da&lt;br /&gt;Demek istiyorum ki, sen de yalnızsın benim gibi&lt;br /&gt;Biz ikimiz de yalnızsak.. ve işte bu durumda&lt;br /&gt;İki kişilik bir yalnızlık olmaz mı bizimkisi?&lt;br /&gt;Yok sanki bir şey yapacak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Belki de var.. ama nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Zorlasak mı acaba bizim olmayan&lt;br /&gt;Görünmez bir mutluluğun yollarını&lt;br /&gt;Her türlü acılarla yılmadan&lt;br /&gt;Savaşsak mı geleceği kurtarmak için&lt;br /&gt;Ama gelecek ne Lusin, bilmem ki&lt;br /&gt;Bilsem bile ne çıkar, o zaman da ben neyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Düşündüm ben Stepan. Düşündüm daha önce de&lt;br /&gt;Diyorum bir geneleve gitmeli&lt;br /&gt;Hiç değilse bir karşıkoyma biçimi. Ve belki&lt;br /&gt;O yalanlardan, o yalan ilişkilerden&lt;br /&gt;Daha önemli bu, kim bilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Bence bu kurtuluş yolu değil. Gerçi her şeyin hakkını vermeli.&lt;br /&gt;Üstelik kaygılanmadan&lt;br /&gt;Ama bir tükenme duygusu, ölümsü bir yılgınlık da&lt;br /&gt;Olabilir seninkisi. Öyleyse karar vermeli&lt;br /&gt;Bir çözüm yolu mu bu, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Hep böyle baş eğmek mi? İstemiyorum bunu Stepan&lt;br /&gt;Düşmeli bir çirkinliğin içine. Ve yavaş yavaş&lt;br /&gt;Aşmalı çirkinliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Bak Lusin, şu da var ki, genelevse gideceğin yer senin&lt;br /&gt;Zaten bir genelevde yaşıyor gibisin&lt;br /&gt;Her türlü çirkinliğin içinde&lt;br /&gt;Her türlü düşmanlığın, her türlü bencilliğin&lt;br /&gt;İçinde anlaşıyorsun vuruşaraktan&lt;br /&gt;Ve kırılaraktan durmadan&lt;br /&gt;Öyleyse bir kurtuluş bu mu? Bana kalırsa&lt;br /&gt;Ölümünü içinde taşıyan bir isyan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;İsyandı tanrıya başkaldırmak da. Öyleyse&lt;br /&gt;Ben şimdi neye inanacağım&lt;br /&gt;Yalnızsam, beni yalnız bırakan&lt;br /&gt;Ve yalnız değilsem, kararsız bir yargıç olan&lt;br /&gt;Başkalarına mı?&lt;br /&gt;Yoksa kendime mi Stepan, ne dersin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Korkunçtur, bana kalırsa adımıza&lt;br /&gt;Hazırlanmış bir oyun var bizim&lt;br /&gt;Hepimizi yalnız bıraktıkları bir oyun&lt;br /&gt;Ve bilirler, insanlar yalnız kaldıkça&lt;br /&gt;Konuştukları dil de değişir&lt;br /&gt;Sonunda hiç anlaşamazlar. Öyle ki&lt;br /&gt;Bir zaman parçası içinde, bir durumun&lt;br /&gt;Değişmez akışında, tekdüze&lt;br /&gt;Kalırlar bir sıkıntı avcısı gibi&lt;br /&gt;Ve bir gün anlarlar ki, bir güc değildir artık yalnızlık&lt;br /&gt;Ve bunu anlayınca, işte o zaman Lusin&lt;br /&gt;Aşıvermek isterler bu zamanla durumu&lt;br /&gt;Koşarlar, koşarlar, tam sınıra gelince&lt;br /&gt;Sanki o tel örgülere yapışmış gibi&lt;br /&gt;Bir duman oluverirler ya da kaskatı&lt;br /&gt;Bir kömür parçası, bir ceset..&lt;br /&gt;Nedir bu durumda insanın anlamı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Aşmalı bu durumu Stepan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Duymuyorum ben acılarımı. Ve yitirdim çoktan&lt;br /&gt;Yitirdim bütün karşıtlıkları. Ne umut&lt;br /&gt;Ne umutsuzluk, ne hiçbir şey&lt;br /&gt;Kurtaramaz varlığımı benim. Ve yoğun bir anlamsızlığın içinde&lt;br /&gt;Sanki renksiz, boyutsuz&lt;br /&gt;Ve göksüz, zamansız bir evrende&lt;br /&gt;Tek çıkar yol yaşamaksa Lusin&lt;br /&gt;Yaşıyorum ben de kaygısız&lt;br /&gt;Değişmez bir anlamsızlığı böylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Yani bir çıkmazı sürdürüyorsun kısaca&lt;br /&gt;Bu yitiriş kendini, bu çöküş&lt;br /&gt;Sanki bir üstünlük duygusu veriyor sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki&lt;br /&gt;Bir önseziyi kuruyorum şimdiden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Asıl iş bir sonuca varmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Varabilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Öyleyse çok uzun bir yol bu doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Bir konyak daha içer misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Ayrılalım Stepan, belki biz anlaşıyoruz ama&lt;br /&gt;İlkemiz ayrı yaşamak&lt;br /&gt;Ve ne varsa işte bu ayrılıkta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STEPAN&lt;br /&gt;Adım Stepan, Lusin. Yani ben&lt;br /&gt;Bir satranç oyuncusu olamam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LUSİN&lt;br /&gt;Elini ver Stepan, ne de olsa bir anlaşmadır bu&lt;br /&gt;Belki de bir anlaşmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IV&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bir insan yaşanmamışlığı bulunca&lt;br /&gt;Onu artık hiç kimse anlatamaz&lt;br /&gt;Kalır sonsuz gücünün buyruğunda&lt;br /&gt;Ve bütün kesinliklerin üstünde, yalnız&lt;br /&gt;Dolaşır bir ateşböceği gibi kendi aydınlığında).&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-2389412221229681022?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/2389412221229681022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/08/tragedyalar-v-edip-cansever.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/2389412221229681022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/2389412221229681022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/08/tragedyalar-v-edip-cansever.html' title='Tragedyalar V / Edip Cansever'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-8828716313955174032</id><published>2011-02-28T15:42:00.003-08:00</published><updated>2011-02-28T15:42:46.103-08:00</updated><title type='text'>DOKUNMA!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-dL2vMOvBwoo/TWwy3682yCI/AAAAAAAAAFo/F2e36d3rZSg/s1600/249960241.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-dL2vMOvBwoo/TWwy3682yCI/AAAAAAAAAFo/F2e36d3rZSg/s320/249960241.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578889974703900706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-8828716313955174032?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/8828716313955174032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/dokunma_28.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/8828716313955174032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/8828716313955174032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/dokunma_28.html' title='DOKUNMA!'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-dL2vMOvBwoo/TWwy3682yCI/AAAAAAAAAFo/F2e36d3rZSg/s72-c/249960241.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-3927640342650469235</id><published>2011-02-28T15:42:00.001-08:00</published><updated>2011-02-28T15:42:44.559-08:00</updated><title type='text'>DOKUNMA!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-dL2vMOvBwoo/TWwy3682yCI/AAAAAAAAAFo/F2e36d3rZSg/s1600/249960241.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-dL2vMOvBwoo/TWwy3682yCI/AAAAAAAAAFo/F2e36d3rZSg/s320/249960241.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578889974703900706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-3927640342650469235?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/3927640342650469235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/dokunma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/3927640342650469235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/3927640342650469235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/dokunma.html' title='DOKUNMA!'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-dL2vMOvBwoo/TWwy3682yCI/AAAAAAAAAFo/F2e36d3rZSg/s72-c/249960241.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-4292995929359655848</id><published>2011-02-24T13:47:00.000-08:00</published><updated>2011-02-24T13:50:18.871-08:00</updated><title type='text'>Soul Timer!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-42G5VrvWeKA/TWbSF0hMfzI/AAAAAAAAAFg/BYzxFDXl1es/s1600/IMG_2189.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-42G5VrvWeKA/TWbSF0hMfzI/AAAAAAAAAFg/BYzxFDXl1es/s320/IMG_2189.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5577376185983991602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-Z8nGb6Yds_g/TWbSD8xOM8I/AAAAAAAAAFY/6sMHx4OZS4k/s1600/IMG_2210.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Z8nGb6Yds_g/TWbSD8xOM8I/AAAAAAAAAFY/6sMHx4OZS4k/s320/IMG_2210.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5577376153838957506" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotograf çekilmek, çekmek kadar eğlenceli olmasa da, paylaşılası bir gün idi.. Anlatılır sonra..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-4292995929359655848?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/4292995929359655848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/soul-timer.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/4292995929359655848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/4292995929359655848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/soul-timer.html' title='Soul Timer!'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-42G5VrvWeKA/TWbSF0hMfzI/AAAAAAAAAFg/BYzxFDXl1es/s72-c/IMG_2189.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-7498277156483816514</id><published>2011-02-22T11:03:00.000-08:00</published><updated>2011-02-22T11:23:00.274-08:00</updated><title type='text'>Dişim ve Çene Kemiğimin Aşkı</title><content type='html'>Uzun zamandır kırık olan dişimi bi kaç gün önce tamamen kaybetmiştim.Dİş köküm çene kemiğimle sevişmiş birleşmişler zorlu, mini bi ameliyat gecirdim. Şahane dişçim (necip şen) mükemmel bir iş çıkardı ama; inanın ben de öle. Çenemdeki eklem bozukluğu sebeb-iylen  zaten cok fazla açık tutamadığım için çok ama çok zorlansamda asıl konunun içimdeki panik odasının depreşmesi oldu. Sabit ve beni zorlayan eylemler beni çok zorluyor, mesela elinizle sürekli bi şekilde aynı tempoda bana dokunursanız da aynı panik bi anda geliyor ve hırcınlaşabiliyorum. Doktorlar panik atak diyor ben; içime kocaman bi adam oturuyor ve kalkmak bilmediği gibi bütün sistemimi ele geciriyor diyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, yüzüm şiş, sigara içmem yasak fakat içtim. Dikişlerimi haftaya aldıracağım, acıdan ağlamak çok acaip bir durum. Kadınsal günlerime çok az kaldığından ruhsal halim bu durumu zor atlattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta iyi bir dostunuz, tutkulu bir aşkınız, aşık oldugunuz bir mesleginiz ve mükemmel bir dişçiniz olsun:)) diyerek günün anlam ve önemini ağzımda biraz  kan tadı, sayko soğuk eller biraz bas agrısı ile kapatırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-7498277156483816514?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/7498277156483816514/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/disim-ve-cene-kemigimin-ask.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/7498277156483816514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/7498277156483816514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/disim-ve-cene-kemigimin-ask.html' title='Dişim ve Çene Kemiğimin Aşkı'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-1161121428924808422</id><published>2011-02-11T17:47:00.000-08:00</published><updated>2011-02-11T17:57:24.595-08:00</updated><title type='text'>Yatak Odası.</title><content type='html'>&lt;a href="http://blimpliza.tumblr.com/"&gt;Blimpliza&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimde birikmiş dergiler, arka yüz'ü yüzsüzce okunmuş kitaplar.. İçine alan hikayeleriyle başımı döndüren filmler, içimi dalgalandıran, sesimi renklerinden, hayatlarına, müziğine aşık olduğum adamlar, kadınlar, hiçlerden albümler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odam, geri dönüşüm kutum benim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                       -Kaprislerimin en gerceği odamda-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanımadığınız birinin odasına girmek ne mükemmel bir andır. Bidiğiniz ama dokunmadığınız sadece tanımadıgınıza acılan minik bi çekmece gibi. Daha iyi tanır belki bi anda gereksiz çok seversin karşındakini. Ben sevmiştim çok minik bir şey yüzünden..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Severim kendine has genç odalarını, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özenle kesilmiş zamanında hayranı oldugun sonrasında utandığın herşey o oda'da olur bilirim. İlk konser biletini, elle düzeltmek suretiyle asılır bakılır bakılır. AHh o sevdiğin müzik grubunun ilahı poster de duvarındaysa hele, hah! tamam işte; burası benim Dünyam! dersin bunu da bilirim:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanla kaybettiğim bi huyum var. Mesela ben asla ve asla takım olmayan carsaf,yorgan,yastık kombinasyonlarında olamazdım. İçim daralır, yatakta huzur bulamaz, uyuyamazdım. Eşofman takımım için de keza öle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sadece yatak odası nevresim takımı takıntım az biraz devam eder iken üstü şişhane altı top!hane bi giyim şekli benimsedim uykumda. Bu sebeple gergin uyanıyorum kim bilir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bunları yazdıktan sonra bu yorgun kadın, bu saatte bu dumanlı kafayla, yatagını özledi. Esnedi kocaman çenesi kocaman bı tak!! etti, aklı cenesindeki sorunsala takıldı. fix sıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi seyirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-1161121428924808422?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/1161121428924808422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/yatak-odas.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/1161121428924808422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/1161121428924808422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/yatak-odas.html' title='Yatak Odası.'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-3002695778922108662</id><published>2011-02-07T15:56:00.000-08:00</published><updated>2011-02-08T05:22:41.432-08:00</updated><title type='text'>Sahiden:s</title><content type='html'>Dinlediğim radiohead'den başladım yazmaya yine, bu ara neden burdayım biliyorum hep bildiğimi sandıgım gibi hislerim. İşte bunu bilerek ''akışında kalsın!!'' lafını tuturdum bu ara kendime... AKışına bıraktım herşeyimi.. Hepimiz gibi bende bırakı-verdim pembe desenlerime maviler boyadım, elim yüzüm rengarenk şimdi. Dokunuşlarım bile el değmeden benim. Sessiz kalabiliyorum çok avazlarıma ragmen işte bu yüzden hep anlaşılmamışlığı yaşıyorum. Herkes de ayrı bir renk Seda herkes de ayrı renklerden bir ses..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avazımı duydurmakdır amacım şu zamanda.. Bir sonraki sahnem kendimedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-3002695778922108662?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/3002695778922108662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/sahidens.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/3002695778922108662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/3002695778922108662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/sahidens.html' title='Sahiden:s'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-5362558903217609308</id><published>2011-02-07T08:50:00.000-08:00</published><updated>2011-02-07T09:05:46.370-08:00</updated><title type='text'>Karar!</title><content type='html'>Karar anı bekliyorum, kendi hayatıma inat kendi yanıklarıma, kendim oluşlarıma inat bir başkası; yani annem'den karar bekliyorum. Mutlu olmamı sağlaması ya da hırçın olmama ramak kalması işte bunlardan sebep. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorum belki en zor gün olacak, açılımlar kolay olmuyor hayatta ya da U dönüşleri hep can acıtır ama; bir o kadar güç katar ya hah tamda onun gibi bişey olacak bu da biliyorum. Ne için kim için sorularını bıraktım gitti, kendim için isteklerim var kendi ahengim kendi benliğim. Hayat-Özgür olmak hep daha ağır basacak bunu da bilirim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-5362558903217609308?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/5362558903217609308/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/karar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/5362558903217609308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/5362558903217609308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/karar.html' title='Karar!'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-3052725508418763981</id><published>2011-02-06T14:34:00.000-08:00</published><updated>2011-02-06T14:38:57.263-08:00</updated><title type='text'>Denge ʔ</title><content type='html'>Şuan sadece yazmak için yazıyor, içimdeki korkulası paniği bastırmak için klavyenin ahengine bırakıyorum kendimi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür olabilmenin nasıl bir şey olduğunu hayal eden İranlı bir kadın gibi ruhum. Daha fazla ben olabilmek daha fazla karışabilmek herşeyin içine, renklerimi değiştirebilmeyi diliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-3052725508418763981?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/3052725508418763981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/denge.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/3052725508418763981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/3052725508418763981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/denge.html' title='Denge ʔ'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-2689223904471065786</id><published>2011-02-03T13:33:00.000-08:00</published><updated>2011-02-03T13:55:55.840-08:00</updated><title type='text'>Üzerimdeki Lahanæt!</title><content type='html'>Hep birine bir şeye ithaf ederek yazarsın ya; yandaki okunma sayın arttıkça ego'nu tatmin eder daha bi sivriltirsin dilini.. Bunların dışında bir yerde yazabildiğim zamanları özlüyorum. O zaman insan daha bi sahiciydi sanki. Şimdi yok virgülüme bandın yok bunu yazamadın ooww çok iyi bi yazım tarzın var palavralarını yedim yuttum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kimseye bir şey öğretmedim herkesin hayatı kopyala yapıştırken pek tabi ben sadece öğrenmiş oldum öğreten değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de kendimi sadece müzik yaparken ya da -o klişe lafın göbeğinde- üretim sürecinde doğum sancıları çekerken insan daha bi insan olabiliyor idim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanımı iyi kullanabilen hatta zamanı kullanmayan biri olarak  bekliyorum olan biten her ne bok var ise hayatımda. Elime yüzüme gözüme götüme göğsüme ellerime sevdiğime sevmediğime bulaştırdığım her şey için tekrar koca bir küfür!? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben burdayım abi pek de gidici görünmüyorum, kara delikli ellerinizi çekin üstümden, pis dillerinizi alın tepemden, sahici olmayan dişlerinizi sokunuz ağzınıza ben görmüyorum sizi zaten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-2689223904471065786?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/2689223904471065786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/uzerimdeki-lahant.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/2689223904471065786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/2689223904471065786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2011/02/uzerimdeki-lahant.html' title='Üzerimdeki Lahanæt!'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-3709063914786145647</id><published>2010-10-12T08:17:00.000-07:00</published><updated>2010-10-12T08:21:36.209-07:00</updated><title type='text'>Ya, tam tersine, her şey yeni başlıyorsa??</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR8-FFBrAI/AAAAAAAAAEM/jtNI5p14Aek/s1600/agg.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 160px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR8-FFBrAI/AAAAAAAAAEM/jtNI5p14Aek/s320/agg.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527180048647433218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Ya, tam tersine, her şey yeni başlıyorsa? Ya başka müzikler bir kez daha başka toplumlara işaret etmekteyse? Ya, onlar sayesinde, geleceğe bir köprü kurup yenilikleri gözleyebileceksek?" diyor Jaques Attali “Gürültüden Müziğe” adlı kitabında, Müzikolojik açıdan müziğin bu uzun evrilme sürecinde hep belli akımlardan bahsedip durdum. Hepimiz bir dönemin müziğine – bestecilerine tutunup yıllarımızı bu müzik akımlarıyla düşünmeye kavramaya anlamaya duyumsamaya adayarak geçirdik. Merak ettiğim, içten içe kafamı kurcalayan soru ise; yeni kültürlerin-var olan şimdiki zamanların- yeni müzikleri neden yok?&lt;br /&gt;Bilinen o ki; müziğin akım olarak evrilme süreci, toplumlardaki köklü değişimlerin sonucu olarak çıktığına göre köklerimizde tarihimizde bizi etken olarak bu yaşamda tetikleyen müzik, bir aidiyet duygusuyla da karşımıza çıkıp arayışa yöneltebiliyor kişiyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiki zamanda üretilen müziği bir tuş olarak tanımlarsam  pause tuşuna benzetiyorum. Popüler olarak algılanan bu müzik, aslında bir önceki akım-lar-ın etkisini taşımasına rağmen, bir akıma dönüş-e-memiş,  popüler kültür pastasının parçası, oldukça kolaya kaçan bir müzik türü haline gelmiştir. Aynı altyapıları kullanan, müzikal olarak farklı bir duyum zevki yaşatamayan bu müziğin sadece “gürültü“‘den ibaret olduğunu düşünmekteyim. Oysaki Jacques Attali’ye göre de müzik, gürültünün belli bir istikamete doğru yönlendirilmesi, bir çeşit gürültü düzenlemesidir; bu sebeple müzik bir biçimlendirmedir, gürültülerin aşamalandırılmasıdır ve günah keçisinin kurban edilmesinin taklididir. Burada zamane müziklerine karşı duyduğum önyargının farkındayım fakat bu “popüler kültür” bestecileri, tarzı veya akımı ne olursa olsun her daim farklı bir düşüncenin açılımı olarak ortaya bir dizi melodi koyabildiklerinde, müzik hayattımdaki yerini bir anlam olarak sürdürebiliyor yoksa üç noktadan ibaret kalması olası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cage’in “zihinsel önyargı” diye adlandırdığı alanda müzik her zaman öncelikli, olumlu bir terim iken gürültü, kaçınılması, hariç tutulması ve susturulması gereken durumları temsil etmiştir.. Bu birbirine zıt etkenler, müziğin ahenginde bilinç dışı-el ile yoğrulduğunda ortaya çıkan muazzam sesler, birbirini bütünleyen atonal algımızı zorlayan bu müzik, artık sadece bestecinin yargılarını değil bizim yargılarımızı da taşımaktadır. Artık tüm melodiler bizim yarattıklarımız bizim duyumsadıklarımız olarak varolacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cage, dinleyiciden açık bir zihin talep eder. Bir de çevre seslerine duyarlı, hatta geleneksel anlamda müzik kavramının dışında bırakılmış tüm seslere duyarlı bir kulak. Bunu günümüzde başarabilmek için mayasında değişken doneler bulunan, zihinleri sürekli kurcalayan, varolan duyuma çok farklı anlamlar katabilen bir müziğin performansına tanık olmamız gerekir.&lt;br /&gt;Kimi müzisyen bestelerini ses formları üzerinde matematiksel olarak yapılandırır iken ender olarak bazıları -ki en çok ilgimi çeken bu yönelim- dijital türevlerden uzak, evrenin  sesinin yani çevre, doğa sesleri ile enstrumanı progresif, deneysel ivmeleri olan melodiler bütünlüğünde birleştirerek beni, sonsuz döngü içerisinde bırakan, başka bir boyutta nefes almamı sağlayan bir dönüşüm haline geliyor. Deneysel müziğin hayal gücü ile belli formlarda ama kalıplar ile müzisyenin hissiyatını birleştiren bu oluşumu dinleyebilmek! nüansı kavrayabilmek için belki de en önemli kurgu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir müzisyen olarak ve kendi müziğinde de deneyselliği denemeye çalışan, keşif’e çıkan biri olarak, müziğin aslında düşünmeyi bıraktığın anda, sadece bir ses olduğunu hissettiğin anda varolabildiğine inanan ve tecrübe etmiş bir “ses”im ben de - Blimpliza’nın kayıt süreçlerinde ki sancımız bundan yana –  varolan andan kopup algılarımızı sadece içimize seslerimize verdiğimizde özgün müziği deneysel müziğin içindeki o alanda oynamak – bir çocuk gibi – oradan oraya şahane bir adım kendimize ve müziğimize bu çok açık.. Gürültünün içinden sıyrılıp ses olabilmek hep amacımız seslerle doğmak doğrulmak.&lt;br /&gt;Gürültüden sıyrılmak ise amaç, varolan tüm sesler ile alternatif sesleri doğurabilmeli. Böylece insan iç sesi ile başedemediğinde tüm yükünü kusarcasına bir mikrofona yükler iken, tüm acıyı tellere sürtünerek kirlettiği elleri ile atmaya çalışır. Zamanın içinde tutunup yükselir, etrafındaki seslerle yeniden doğar. İşte o zaman,  kendine gerçek bir dünya kurabilmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-3709063914786145647?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/3709063914786145647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2010/10/ya-tam-tersine-her-sey-yeni-baslyorsa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/3709063914786145647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/3709063914786145647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2010/10/ya-tam-tersine-her-sey-yeni-baslyorsa.html' title='Ya, tam tersine, her şey yeni başlıyorsa??'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR8-FFBrAI/AAAAAAAAAEM/jtNI5p14Aek/s72-c/agg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-3363361763360514658</id><published>2010-10-12T07:48:00.000-07:00</published><updated>2010-10-12T07:50:19.470-07:00</updated><title type='text'>Müziği İmgelemek!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR1mOAUWaI/AAAAAAAAADw/aIyzAMEFHS0/s1600/seda_mikrofon.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 160px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR1mOAUWaI/AAAAAAAAADw/aIyzAMEFHS0/s320/seda_mikrofon.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527171942145350050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Müzikte görsellerin bir dil oluşturduğunu söylemenin anlamı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müziğin bir çok sanat dallarıyla etkileşim* halinde olup kendi etkileyici unsurlarını diğer sanat disiplinleriyle desetekleyerek ortaya muazzam görüntüler koyabildiklerini biliyoruz, görüyoruz. Sanat dalları kendi içlerinde insana değen hayal güçlerini, göstermenin sorumluluğu ile hep farklı disiplinler olarak görülse de; birbirleri ile eş zamanlı büyüyebilen anlam çoğaltabilen sanatlar olabilmeleri çok mümkün.&lt;br /&gt;Müziğin, seslerin bedenimizdeki etkileri, duysal algımızı görsel algımızla birleştirebilen her yansıma, dinlediğimiz müziğe karşı bağlantılar, hisler büyütmeye başlar.&lt;br /&gt;İsviçreli fotoğrafçı Jean Mohr’e göre görsel hafıza, iki sistematik asal enerjiden oluşmaktadır. İlk sistem her zaman geleceğe yönelik bir özelliği olan, doğal yeniden üremedir. İkinci sisitemin asal enerjisi ise sürekli geçmişi muhafaza etmeye çabalayan hafızadır. Algılanan bütün görünümlerde algının her iki sistemin karşılıklı olarak birbirine gidiş gelişi söz konusudur.&lt;br /&gt;Şimdi görsel nesnelerin hayatlarımızdaki kodlanmışlıklarını düşünelim. Sadece kafamızı kaldırıp gökyüzüne baktığımzda bile bulutları kimi zaman bir kediye, kuşa,kimi zaman ise bir ensturmana benzetiyor olmamız, görsel çağırışımlardan dolayı oluyorsa, hayatlarımızda doğduğumuzdan beri gördüğümüz birçok görselin bizdeki duygusal etkilerinin ne kadar güçlü olduğunu düşünelim… Geçmiş zamandan kalma bir fotografa baktığımzda o an‘a gidebiliyor olmak, o zamanın duygularını hissedebiliyor olmak görselin hayatımızdaki o çarpıcı yerini düşünmemiz için büyük bir sebep olabilir. Görsellerin dili işte bu düşsel perspektiften daha net ve daha gerçek olmaya yüz tutuyor hiç şüphesiz.&lt;br /&gt;Fransız post-empresyonist ressam Paul Cézanne “Nesneler birbirlerinin içine nufüz ederler. Fakat canlılıklarını asla kaybetmezler. Gözle görünmez bir şekilde etraflarına gizli yansımalar saçarlar.” der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünümler algılarımızda da tutarlık sergiler. Tek bir şeyin ya da olayın görüntüsü, başka şeylerin ve olayların görüntülerini de peşinde sürükler. Bir görünüşü tanımak başka görünüşlerin hafızada bulunmasını gerekli kılar.&lt;br /&gt;Yazımızın başında da söylediğimiz müziğin görsel sanatlarla olan paralel ilişkisini kullanabildiğimizde daha algı odaklı göstergelerle müziği anlatmak istediğinin daha ötesine taşıyabilmesi bu şekilde mümkün olabilmektedir. Seslerin doğurganlığını görsel yanılsamalarla büyütmek. Görüntüler yanılsamalarımız, sesler duyumsadıklarımız bir araya geldiklerinde ise ortaya çıkan enerji sürreal bir bilinç oluşturuyor.&lt;br /&gt;Şimdi ki zamanda müziğin görüntüyle ilişkisi şöyle somutlaşıyor. Konser performanslarında da gördüğümüz gibi iyi müzikler iyi görünümlerle eş zamanlı olduğunda kendimizi başka bir dönüşüme dahil hissediyoruz. Bütün olma duygusunu hissedebiliyoruz . Yakın zamanda ülkemize gelen Trip-Hop akımının öncülerinden Massive Attack grubu gibi down tempo’nun o sıradışı kışkırtıcı yüzüyle birlikte görsel algımızı gıdıklayan ve ortaya şahane bir enerjinin çıktığını bizzat gözlemlemiş bulunuyorum. Grup her performansında bir video duvarı kullanmaktadır. Gerçek zamanlı veri akışı yapabilen bu sistem grubun karanlık sözlerine kendince dillendirme fırsatı sunuyor. Dinleyiciye ise müziğin ritmi içinde kendine yeni bir oluşum sunabiliyor.&lt;br /&gt;Seslerin görsel ile birleştiğinde mucize yaratabileceklerine inanıyorum. Özellikle progressive öğeleri olan müzik akımlarında başvurulan bir yöntem sahnede imajların kayıp giden bir background’da müziğin ahengi ile sunulması. Çünkü artık dinleyici sesleri duyumsamanın ötesinde görsel iletişim teknolojilerinin gelindiği bu yüzyılda sadece duyumsamak değil görüntülerin verdiği sıradışı deneyimlerle özümsemek istiyor müziği.. ve başarıyor da… Müzik kendi içinde tabularını yıkmaya devam ediyor. İnsan hissine ne kadar yakınlaşabilirse bir olgu, o kadar çabuk özümsüyor, canlı kılıyor. Müzik Seslerle başardığı bu devrimi imajlarla büyütüyor. İmajlar dile geliyor, melodiler gözle görülür olup, imge dünyasının varlığını ispat ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-3363361763360514658?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/3363361763360514658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2010/10/muzigi-imgelemek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/3363361763360514658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/3363361763360514658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2010/10/muzigi-imgelemek.html' title='Müziği İmgelemek!'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR1mOAUWaI/AAAAAAAAADw/aIyzAMEFHS0/s72-c/seda_mikrofon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-7030171949565396445</id><published>2010-08-12T08:08:00.000-07:00</published><updated>2011-02-26T06:32:41.897-08:00</updated><title type='text'>Gürültü Sanatı (The Art of Noise )</title><content type='html'>Gürültü Sanatı'na  Jacques Attali'nin "Gürültüden Müziğe" adlı kitabındaki şu cümleleriyle başlamak gerekiyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gürültüyle birlikte düzensizlik ve onun karşıtı müzik doğdu. Müzikle birlikte iktidar ve onun karşıtı, bozgunculuk doğdu. Gürültülerde hayatın şifreleri, insanların arasındaki ilişkiler okunur. Yaygara ve Melodi, Ahenksizlik ve Armoni…&lt;br /&gt;Gürültü, insan tarafından kendine özgü araçlarla biçimlendirildiğinde, dua ve bayram zamanlarını, tefekkür ve eğlence zamanlarını istila ettiğinde, Müzik olduğunda, kendini aşmanın ve özgürlüğün, aşkınlığın ve hayalin, arzunun ve isyanın kaynağı haline gelir.&lt;br /&gt;Kuşların ve çobanların alanlarını işaretleme aracı olan gürültü, aslı itibariyle iktidar düzeni içinde kayıtlıdır: mülkiyeti belirler, bir kuvvetin sınırlarını işaret eder, bir alanı sahiplenmeyi belirtir, o alanda söz dinletme ve yiyeceğini bulma -yani hayatta kalma- imkânı sağlar.&lt;br /&gt;Gürültü kontrolü yoksa, sesleri tahlil etmek, işaretlemek, sınırlamak, eğitmek, baskı altında tutmak ve kanalize etmek için kanun yoksa, iktidar da yoktur. … Her müzik, her ses düzenlemesi, bir topluluğu belirleyerek, bir iktidarın bireyleriyle ilişkisini, bu iktidarın herhangi bir niteliğini yaratmak veya pekiştirmek için bir imkân oluşturur.&lt;br /&gt;Müziksiz özgürlük de yoktur. Müzik, kendini ve başkalarını aşmaya, normların ve kuralların ötesine geçmeye, aşkınlık hakkında, zayıf da olsa bir fikir edinmeye teşvik eder." der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fütürist ve İtalyan bir ressam olan Luigi Russolo’nun 1913’te yazdığı “Gürültü Sanatı”ndan (The Art of Noise, aynı adlı grubun da adını aldığı manifesto) bir alıntı yaparsak: “Antik yaşam tamamen sessizlikti. 19. yüzyılda makinelerin icat edilmesi ile birlikte, gürültü ortaya çıktı. Bugün artık farkında olmadığımız bir gürültü denizindeyiz. Ritim ve nota tanımları insanlık tarihinde oldukça eski bir noktada doğal olarak ortaya çıkmış, çok seslilik gibi karışık yapılar ise insanlığın müziğin gelişimine yaptığı katkılar sonucunda oluşmuştur. Müziğin geldiği karmaşık yapının şu anki gereksinimi gürültünün de müziğin bir parçası olarak kullanılabilmesidir. şu an içinde bulunulan dar koridorun hızla geçilmesi ve sonsuz çeşitlilikte olan seslerin kullanıldığı bir anlayışa ilerlenmesi gerekmektedir. Bu anlayış içerisinde gürültü kaçınılmaz bir etmendir. Eğer dünyayı bu şekilde duymaya çalşırsak etrafımızdaki seslerin çeşitliliğinin farkına varacağız. Çünkü pistonlardan çıkan sesler, sokaklardaki araba sesleri, fabrikadaki makine sesleri, kapıların çarparken çıkardığı sesler, trenlerin gürültüleri ve daha burada sayamadığımız bir çok şey yeni dünyanın yeni sesleridir”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gürültü Sanatı'nın manifestosu şu maddelerden oluşuyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* gürültü-ses kavramına doğru yönelinmektedir ve böylece müzik, makinlerin çoğalışına koşut bir evrim izleyecektir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* ne uğruna olursa olsun, saf seslerin kısır döngüsü kırılmalı, gürültü-seslerin sonsuz çeşitliliğine egemen olunmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Eroica yada Pastorale'ı bir kez daha dinlemektense tramvay otomobil ve sokaka kalabalığı gürültülerinin ülküsel bir birleşiminden sonsuzcasına daha büyük bir tad alırız;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* bu çok çeşitli gürültüleri uyumsal ve ezgisel bakımlardan düzenleme dileğindeyiz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* herbir gürültünün bir yüksekliği, kimi kez de uygusu vardır ve bunlar, belirli aralıklarla yenilenmeyen titreşimlere egmendirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* gürültüler sanatı, yalın ve öyküncü bir çoğaltmanın sınırları içinde kalmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;GÜRÜLTÜ SANAT'I BESTECİLERİ:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Müzik, gürültünün belli bir istikamete doğru yönlendirilmesi, bir .çeşit gürültü düzenlenmesidir; bu sebeple müzik biçimlendirmedir, gürültülerin aşamalandırılmasıdır ve günah keçisinin kurban edilmesinin taklididir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirli insan yaşadığı gürültülere artık o kadar aşinadır ki bunların düzenlenmesi ve müzik olması artık uzak değildir. Gürültünün zaman içindeki evriminde -Gürültünün Müziğini-  öncülerle anlamlılaştırmaya çalışacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinen anlamıyla olmasa da gürültüyü müziğin içerisine ilk sokan kişinin Debussy'dir. 20. yüzyılın en önemli Fransız bestecilerinden birisidir. 19. yüzyıl sanat dallarındaki yenilikler, müzik sanatına da yansımıştır. Besteci Debussy, izlenimci (empresyonist) müziğin öncüsü sayılır. Debussy, yaşantısı ve sanatında izlediği yol bakımından “Sembolistler”e yakındır.  İzlenimci ressamların estetik yaklaşımlarından da etkilenmiştir.  Bundan dolayı izlenimcilikle bağdaştırılıp, bağdaştırılamayacağı hala tartışılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzlenimci müzikte durağanlık, ölçülük, vurgudan kaçınma gibi kavramlar önemlidir. Debussy’nin saf sese duyduğu hayranlık çarpıcı ve renkli bir etki yaratmaktadır.  Teknik açıdan bu durum, tonalitenin belirsizliği, armoninin genel olarak durağanlığı, ezgi ve eşlik arasındaki ayrımdan doğmuştur.  Genel tını, besteci  Debussy için, şarkı dizelerinden çok daha önemliydi.  Bunun sonucunda “izlenimci” ressamların  resimlerine benzer parlak renk tınısı doğmşutur. İzlenimci müzik, neticede ruh haline &lt;br /&gt;bağlıdır. Debussy’nin tarzının izlenimci olarak adlandırılmasının nedeni, resimsel imgeleri ve zarif renklendirmelerinden dolayıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Debussy için tını ve renk çok önemliydi.  Orkestrayı küçültmeyi denemiş, orkestralamada heyecanlandırıcı güçlü etkiler yerine saf tınıları tercih etmiştir.  Çalgı birleşimleri konusunda büyük titizlikle hareket ederek ses renklerinin karışmasını &lt;br /&gt;önlemiş, çalgının özgün tınısını korumaya çalışmıştır.  Bakır üflemelerin üstünlüğüne son vererek tahta üflemelere öncelik tanımıştır.  Celesta, arp, glockenspiel, gong gibi çalgıların esrarengiz renklerinden sık sık yararlanmış, özellikle arp’ı yardımcı görevde değil, kendine özgü renk ve tınılarını sergileyecek şekilde kullanmıştır.  Bütün bu çalışmalarıyla orkestranın tını hacmini genişleterek, insan sesini zaman zaman bir çalgı gibi ele almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Debussy, müzik tarihinde yepyeni bir sayfayı açmıştır. XX.yüzyılda ortaya çıkan tüm akımların esin kaynağında payı vardır. Müziği, kimi zaman dolayımsız bir esin kaynağı olmuştur, kimi zaman da bu müziğe şiddetle karşı çıkılmıştır. Debussy’nin &lt;br /&gt;orkestral ve pianistik tekniklerdeki devrimleri, haklı olarak değerlendirilmiştir, ancak, müziksel duyarlılığı yeterince vurgulanmamıştır. Oysa tını dünyasına olan eşsiz duyarlılığı, Debussy’e tek tek bağımsız tınıları buldurmuştur. Tını kümeleriyle, ezgiye, ritme ve armoniye eşit değer veren ilk besteci Debussy olmuştur. Ancak Debussy’den sonra, &lt;br /&gt;müzisyenler akordan çok, tını bileşimleri, tını kümeleri gibi deyimleri kullanmaya başlamışlardır. Besteci, anarşik bir kromatizme düşmeden kuralları çiğnemiş ve ezgiyi bağımsızlığa kavuşturmuştur. Kısmen armonik, kısmen modal bir üslup kullanımıyla, modal müziğe büyük yenilikler getirmiştir. Akorların üçlü ilişkilerini yadsıyarak, tam ses ve pentatonik düzenleri, renkli bir ses maddesinin bileşiminde kullanmıştır. İşlevsel olmayan bir armoniyi yaratmış, atonal ve a-tematik müziği elde etmiştir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Debussy'nin bu deneysel, sade ve tınısal zerafeti, XX yüzyıl bestecilerinin tamamını etkilemiştir.Debussy’nin açtığı deneyler yolunu izleyen Ravel gibi, Satie gibi önemli besteciler oldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan Macaristan'da gençlik yıllarında Debussy etkisinde kalmış bir köy müziğinin sanat müziğine dönüştürmeyi başarabilen tek örnek Macar besteci Béla Bartok'tur. XX. yüzyıl müziğinde ulusalcılığın simgesidir. Macar köy müziğinin bilinmeyen birçok yanını gün ışığına çıkaran ve kendi yapıtlarını hem bu müziğin hammadesiyle hem de ruhuyla besleyen Bartok, sanat müziğinde geri kalmış bütün küçük ülkelerde ulusal müzik yapmak isteyen bestecilerce örnek alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müziğinin özellikle Debussy'ye ve Stravinski'nin ilk yapıtlarına dayanması bakımından Bartók'u bir müzik dili yenileyicisi olarak görmek güçtür ama Macar köy müziği ile beslenen Bartok'un müziğine ayırıcı özelliğini ve üstün değerini vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bartók karmaşık ritimleri cesurca kullanmış, vurma çalgıları agresif ve güçlü bir şekilde müziğe yerleştirmiş, disonansları kullanmaktan çekinmemiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bartók melodide basitlikten yanadır. Bir melodi ne kadar basit ise eşlik partisi o derece karmaşık bir yapıya sahip olacağı düşüncesindedir. Bartók bağımsız bir anlayış benimsemiştir. Temel ton merkezi ağırlıklı olmakla beraber modalite ve &lt;br /&gt;kromatizm ile ton duygusu arka plana alınır. Bazı eserlerinde de bu duyguyu yaratmak için politonaliteyi kullanmıştır. .  &lt;br /&gt;Bartók’a göre halk müziğinin basitliğinden gelen şaşırtıcı bir anlatım gücü vardır. Bu nedenle esas malzeme olarak almak için mükemmeldir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa ve dünya müziğine getirdiği yenilikler, ritm bakımından zenginlik, simetrisi olmayan ritmler, kromatik yapılarla tonalitenin dağılması biçiminde özetlenebilir. Yaptığı yenilikler ilk başlarda batı müziğindeki değişimler ve Macar köy müziğinin varlığını bile bilmeyen ülkesindeki kentliler tarafından bile tepkiyle karşılandı. Ama Bartok, yaratıcı kişiliğiyle tüm dünyaya alışılmadık bir ses duyurmayı başardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-7030171949565396445?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/7030171949565396445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2010/08/gurultu-sanat-art-of-noise.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/7030171949565396445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/7030171949565396445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2010/08/gurultu-sanat-art-of-noise.html' title='Gürültü Sanatı (The Art of Noise )'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-5625156753555288542</id><published>2010-08-11T13:09:00.000-07:00</published><updated>2010-10-12T12:27:35.851-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atonal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arnold Schöenberg'/><title type='text'>Öncülerden A-tonal Müziğin Açılımı..</title><content type='html'>XX. yüzyılın müzik tarihindeki en önemli olayı tonalitenin yıkılıp yeni bir düzen olan "on iki nota" sisteminin kurulmuş olmasıydı. On iki nota üstüne çalışan besteci Josef Matthias Hauer de kromatik gamın on iki notasını "Tropen" adını verdiği bölüklere ayırmış fakat, Schönberg'in kuramları ile karşılaştırıldığında etkileyici olmaması sebebiyle unutulup gitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sekiz yaşında keman çalmaya başlayan Arnold Schöenberg (1874-1951), kısa bir zaman sonra ilk bestecilik çalışmalarına başlamıştı. 21 yaşına geldiğinde zamanın tanınmış bestecilerinin yazmış olduğu operaları orkestraya  uyarlayarak geçimini müzikten sağlamaya çalışıyordu. 1904’te Viyana’da müzik teorisi  ve bestecilik teknikleri öğretmeye başladı. Onun kişiliği öğrencileri arasında sevilmesine ve ilham kaynağı olmasına neden oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arnold Schöenberg'in on iki notaya giden yol dediği bu dönemde, müzik "anlaşılabilirlik" esasını temel alıp bestelenmeye gidilmiştir. Ve bu on iki ton müziğinin gizli yasaları ortaya çıkmıştır. Herşey bu on iki tonun içindedir; kulak, ezginin yarım tondan yarım tona atlayarak ya da kromatik gelişmeyle ilgili aralıklar yardımıyla gelişimini gayet doyurucu buluyordu. Yani kromatiklik temeline göre ilerliyordu ezgi, yedi notalı dizi temeline göre değil. On iki nota'nın sürekli olarak özel bir dizilişi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beste'de esas olan, parçayı bütünleyen nota tonalitenin özüydü. Ses, işitme duyumuzun doğası olduğuna göre, daha önceki tüm kavramları, kulağı rahatsız etmeden ortadan kaldırmak mümkündü. Esas notayla ilişkiyi keserek yeni bir anlayış getirmek de mümkündü. Bu olaylar Wagner ve arından ilk eseri gene tonal olan Schönberg sayesinde oldu. Bunun sonucunda majör ve minör ortadan kalktı. Schönberg bunu bir benzetmeyle ifade eder: İki tür birleşip daha üst bir nesil yaratmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik bir dildir. İnsan düşüncelerini bu dille anlatmak ister. İnsan kendini ifade edebildiği ölçüde vardır. Birşey söylemek istersin ve başkalrının anlayabileceği şekilde ifade edersin. Schönberg bunun üzerine o harika sözcüğü kullanıyor: "anlaşılabilirlik". Anlaşılabilirlik herşeyin içinde bulunuyor. Müzikteki bu anlaşılabilirlik tonaliteydi. Bach'la birlikte majör ve minör ayrımı doğdu. Bu yedi tonun içinden on iki ton doğdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tonalite bütünlük sağlayabilmek için eşsiz bir yoldu ama; Schönberg bu yolu yıkıp kendine bambaşka bir yol çizmiştir. Kendisinden önceki dönemlere bir başkaldırıdır bu ve der ki; ""İnsanlar 'konforu' buldular ve rahatı tercih ettiler. Çağdaş insanın amacı, zahmetsiz bir yaşam geçirmektir. Yani, az hareketli, az yıpratan bir yaşam. Bu yüzden insan yüzeyselleşmiştir. Araştırmaz, incelemez, var olanla yetinir.'Konfor', zihinsel tembellikle eş anlamlıdır. Bu müzik için de geçerlidir. Geleneksel müzik durağandır. Ton sisteminin dışına çıkmaz, dolanır durur. Her ne kadar Romantik besteciler kakışımlı ses ve akorlarla düzenin(tonun) sınırlarını zorladılarsa da, bu yeterli değildir. Sonuçta, düzenin(tonun) içinde hareket ederler. Tam kopuş yoktur. Nasıl toplumdaki yozlaşmış ve tutucu, ahlaki değerlere karşı mücadele ediyorsak, yerleşmiş müzik kurallarına karşı da mücadele etmeli ve bu kuralları yıkmalıyız. Müzikte çözülen sınırlar, insan ve doğa, ruh ve dünya, ahlak ve toplum kurallarının simgeleridir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schoenberg atonal ekspresyonisttir. 1922 yılında ilk atonal bestesi “Three Piano Pieces” , Op.11 ile uyumlu ve uyumsuz arasındaki ayırımcılığı ortadan kaldırdı. Orkestra için beş parça (Five Pieces for Orchestra), Op.16 ve Pierrot Lunaire adlı eserleri, bu dönemin eserleridir. Schoenberg on iki ton sistemini geliştirdiği üçüncü döneminde, en güçlü çalışmalarından biri olan “Variations for Orchestra” (Orkestra için Çeşitlemeler) Op.31, ile zirveye ulaştı. Mesleğinin dördüncü ve son döneminde on iki ton sisteminin düzeltmelerini yapıp  netleştirmek için uğraştı. Bu dönemde önceki çalışmalarından fark &lt;br /&gt;edilir bir biçimde, daha anlaşılabilir bir tarzda  on iki ton tekniği ile yazılmış birkaç eseri vardır.  Bunlar arasında “Piano Concerto” ve “A Survivor from Warsaw” göze çarpar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Başarılı bir sanat ürünü, ne türlü bestelendiğini sezdirmeyen, hele bir zihin çalışması sonucu olduğu izlenimi vermeyen yapıttır,” diyen Schönberg, sözünü eserleriyle de doğrulamış ve içine ne doğarsa onu yazmıştır. O, “ Tamamen anlıyorum ki birkaç on yıl geçmedikçe benim çalışmalarım anlaşılmayacak” demişti. Hayatı boyunca müziği dinleyicilerin çoğu tarafından zor ve erişilmez bulunduğundan pek fazla icra edilmedi. Ancak 1951’de ölümünden sonra  kendinden sonra gelen genç kuşak  bestecilerin tamamına yakını, onun keşfettiği on iki ton  sisteminden etkilendiler ve bu gün önemli bir etki olarak kaldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-5625156753555288542?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/5625156753555288542/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2010/08/onculerden-on-iki-ton-muzigi-aclm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/5625156753555288542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/5625156753555288542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2010/08/onculerden-on-iki-ton-muzigi-aclm.html' title='Öncülerden A-tonal Müziğin Açılımı..'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8483535191156754749.post-5873424190617710250</id><published>2010-07-27T18:26:00.000-07:00</published><updated>2010-10-12T12:23:55.258-07:00</updated><title type='text'>Massive Attack ve Pixelleştirilmiş Video Gösteri</title><content type='html'>Doksanlı yılların sonlarında adı geniş kitleler tarafından tanınmaya başlayan Massive Attack &lt;br /&gt;müziğin performansla birlikte eşsiz etkileşiminin güzel örneklerinden biridir. Deneysel video &lt;br /&gt;gösterimlerine taş çıkartan ticari bir uygulama olarak dot matriks tipi ve modüler harfler ile video &lt;br /&gt;efektlerini kullanan grubun görsel etkileşimleri konserlerinde çok önemli bir rolü bulunmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlı performanslarının farklılığını gösteren farklı bir önemli unsur ise, grubun seyirciye &lt;br /&gt;çoğunlukla sırtları dönük üyelerinin neredeyse karanlığa yakın siyahlıkta performans &lt;br /&gt;sergilemesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan grubun arkasında genellikle her performansında aynı boyutlarda bir video duvarı &lt;br /&gt;bulunmaktadır. Barco O‐Lite 510 markasını tercih ettiklerini öğrendiğimiz grup; 15 metre &lt;br /&gt;genişliğinde ve 3 metre yüksekliğinde ekran genişliği üzerinde yaklaşık 1440 piksel gerçek &lt;br /&gt;zamanlı veri akışı kullanarak geleneksel konser algısını üst düzeye çıkartmakta ve tüm grafik ise &lt;br /&gt;siyah beyaz, kırmızı beyaz, sade ve yeşil renk tonlarından oluşmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup, canlı metin izleyici ile video görüntülerini kullanarak seyirciyi soyut bombalamayı tarz &lt;br /&gt;olarak benimserken son dönemlerinde Robe REDWash 3, 192 LED yıkama fikstür etkilentisinin &lt;br /&gt;etkisi ile duvar ekranı önünde yükseltilmiş set  üzerinde aydınlatmalar kullanarak muhteşem ve &lt;br /&gt;şaşırtıcı yeni eklentiler ile konserlerini zenginleştirmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;devam edecek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8483535191156754749-5873424190617710250?l=blimpliza.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blimpliza.blogspot.com/feeds/5873424190617710250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2010/07/massive-attack-ve-pixellestirilmis.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/5873424190617710250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8483535191156754749/posts/default/5873424190617710250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blimpliza.blogspot.com/2010/07/massive-attack-ve-pixellestirilmis.html' title='Massive Attack ve Pixelleştirilmiş Video Gösteri'/><author><name>blimpliza</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08585822902486469792</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_7fTtOjWazHA/TLR-LJhfJCI/AAAAAAAAAEU/wV7UB0lzCXk/S220/31712_401700043375_519683375_4158926_6546730_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
